Temel Analiz

İKİNCİ BÖLÜM

TEMEL ANALİZ

1.      Temel Analiz

Temel analize göre, hisse senedine yatım yapmadan önce, hisse senedi değerini gösteren temel değişkenlerin araştırılması gereklidir. Bu değişkenler hisse senedinin fiyatından başlayarak, bu fiyatın arkasında yatan ekonomik gelişmeler, firmanın varlıkları, rekabet koşulları, likitidesi, mali yapısı, karlılığı, şirketin kullandığı pazarlama ve dağıtım kanalları, yönetim becerisi gibi temel olgulara kadar uzanan bir süreci kapsar. Bu nedenle, temel analiz yardımıyla portföye alınacak hisse senetleri belirlenebilir. (Ceylan ve Korkmaz, 1998, s.231) Temel analiz yapılırken üç aşamalı bir yol izlenir. Bunlar ekonomi analizi, sektör analizi ve şirket analizidir.

1.1.   Ekonomik Analiz

Temel analizin ilk adımı, şirketin faaliyet gösterdiği ekonomik koşulların analizidir. Ekonomik analize makro bazda hangi çerçevenin esas alınması gerektiği ile başlanır. Büyümesi güçlü durumda olan bir ekonomide hisse senedine yapılan yatırım rasyoneldir. Çünkü ekonomik canlılık şirket karlarında artışa yol açar. Şirket karlarındaki artış ise hisse senedi yatırımcısının temettü gelirlerinin artmasına ve şirketin piyasa değerinin yükselmesine neden olur. Bu ise yatırımcıya hisse senedini değerleme yönteminde anlatılan iki tür kazanç sağlar. İşte temel analizde de önemli olan bu tip verilerin değerlendirilmesi ve hisse senedinin denge fiyatının bulunmaya çalışılmasıdır. (Şakar, 1997, s.227)
Ekonomisi canlanma sürecinde olan ülkelerde, firmaların yatırımları, kapasite kullanım oranları, satışları ve karları artar. Şirketlerin faaliyet sonuçlarında meydana gelen iyileşmeler, yatırımcılar için bir iyimserlik sebebidir. İyimser bekleyişler ise rasyonel bekleyişler teorisi için göz ardı edilemeyecek bir değişkeni temsil eder. Genel ekonomik duruma ilişkin iyileşmelerin, firmaların faaliyetlerini olumlu yönde etkileyeceğini bilen yatırımcıların alımları ile oluşan talep fazlası, arz edilen miktarı sabit olan hisse senetlerinin fiyatını artıracaktır.(vice versa) (Parasız, 2003,ss.259-263)
Nitekim hisse senedi fiyatlarının ekonomik aktiviteye reaksiyonu sermaye piyasası derinleşmiş olan ABD’ de nasıl bir etkiye sahip olduğu aşağıdaki tabloda görülebilir. (Memişoğlu, 1997, s. 21)
Ekonomik analizde kullanılan bazı göstergeler ve hisse senedi fiyatları üzerindeki etkileri şunlardır:

1.1.1.      Gayri Safi Milli Hasıla

Bir ülkede ulusal kaynaklar tarafından bir yıl içerisinde üretilen tüm mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarıyla toplam değerini ifade eden temel kavrama GSMH diyoruz.(Seyidoğlu, 1999)
GSMH’yı artıran her etkenin araştırılması iktisadın alanı içine girer. Ancak genel olarak para tabanındaki değişmelerin yakından takip edilmesi gereklidir. Çünkü para tabanında bir artışın olması ekonominin ısınması için yeterli etkiye fazlasıyla sahiptir. Enflasyon süreci buna paralel olarak takip edilmelidir. Enflasyon sürecinin kendi içinde büyüttüğü ekonomik istikrarsızlık göz önüne alınmalıdır. Ekonomik istikrarsızlık olan bir ülkede hisse senetlerine yapılan yatırımlar için de bir dengesizlik oluşturacağı açıktır. Ancak GSMH ekseninde ekonomik yapının da ele alınması özel öncelik ister. Çünkü ekonomik gelişmeyle paralel olan sermaye piyasası derinliği ekonomik analiz için gerekli tüm parametreleri değiştirmeye yeterlidir. Öte yandan para arzının nispeten istikrarlı olduğu ülkelerde enflasyon oranının nispeten düşük seviyelerde seyrettiği görülmektedir. Ancak para politikası kapsamında değerlendirilen para tabanı değişmelerinin ekonominin büyüme sürecine etkisi de önemlilik arz eder. Nitekim büyüme döneminde para arzını kısan bir para politikası ekonomistler açısından tasvip edilemez. Para politikası kapsamında o ülke için oluşan para ikamesi ve ters para ikamesi kavramlarının da değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Çünkü para ikamesi yaşanan bir ülkedeki döviz iştahı para otoritesi için büyük risk taşımaktadır. Bunlardan en önemlileri para politikasının enflasyon üzerinde etkinsin azalması ve senyoraj gelirlerinin azalması olarak sıralanabilir. (İyibozkurt, 1999, ss.56-57)
Özellikle dış borçlar/ gsmh oranı nispeten yüksek olan ülkelerde bu olgu yakından takip edilmelidir. Döviz kurunun para otoritesince sabit tutulup tutulmayacağı da hisse senetleri açısından önem taşır. Sabit döviz kuru uygulayan bir ülkede merkez bankasının bu sistemin yapısından kaynaklanan döviz rezervi ihtiyacı ve bunun riskleri ile beraber sıcak para riskiyle oluşabilecek spekülatif akımları da kontrol etmeye çalışması hesaba katılmalıdır. Bu durum ise borsalardan ani para çıkışlarına neden olabilecek bir hareketi önlese de uzun vadede devalüasyon riski taşıdığı göz önünde tutulması gereken bir diğer faktördür.
Öte yandan esnek döviz kuru sistemini benimsemiş ülkelerde merkez bankasının daha az riske katlandığı görülmektedir. Çünkü Merkez Bankası için herhangi bir kur fiyatı garantisi söz konusu olmamaktadır. Ancak bu sistem sıcak para çıkışları için açık kapı bırakmaktadır. (Seyidoğlu, 2003, ss.14-20)
İşte bu kur sistemlerine göre sıcak para riski yatırımcılar açısından değerlendirilmeli, para ikamesi çerçevesinde döviz esnekliği incelenmeli, kur düşüklüğü ile ortaya çıkabilecek ödemeler dengesi açıklarının doğurabileceği riskler göz ardı edilmemelidir. Bu tür değişkenlerin borsaya etkisinin şiddeti için kesin bir şey söylemek söz konusu olamaz. Çünkü bu tür analizler genel itibariyle statik analizlerdir. Bu analizleri dinamik hale getirecek olansa piyasa yapısı ve tepki süreçleridir.
GSMH’daki değişmeler büyüme olarak adlandırılır. Büyüyen bir ekonominin borsa endeksi ile olumlu korelasyon içinde olduğunu belirtmiştik. Bu korelasyonun değerinin gelişmekte olan ekonomiler için daha yüksek değer ifade ettiğini söyleyebiliriz. (ceteris paribus) (Acar, 2002, ss.35-37)
GSMH’daki yıllara göre ortaya çıkan değişmeler, istikrarlı bir ekonomi için konjonktürel bir veri sağlayabilir. Ekonomik evrenin tespiti ile birlikte bu evrenin ne kadar devam edeceği bir yatırımcı için göz önünde bulundurulması gereken bir etkendir. Bu ise GSMH’nın gelecek yıllarda nasıl bir gelişme göstereceğinin tahminine bağlıdır. Şüphesiz bu tür analizler ancak makro ekonomi ile uğraşan uzmanlar tarafından yapılabilir.
Makro ekonomik politikaları belirleyen iki önemli ana politikadan para politikasını bu şeklide özetledikten sonra maliye politikasını da şu şekilde ele alabiliriz. Temelde istikrarın eksenini ve para politikaları belirlerken bunun derecesini ve bir anlamda çerçevesini maliye politikaları belirler. Ancak maliye politikaları ile bir ülke içindeki gelir dağılımına etki edilebilir. Faiz oranları, devletin borçlanma problemiyle yakından ilgilidir. Devletin ekonomi politikalarını nasıl etkileyeceği konusunun en önemli noktasını devletin o ekonomi içindeki nispi payı belirleyecektir. (Edizdoğan,1998, s.64) Eğer bu pay yüksekse maliye politikasının etkisi ister olumlu ister olumsuz her iki durumda da  yüksek çıkacaktır.
Öte yandan devletin sermaye sahipleri için vergileme politikası ve borçlanmasına bağlı olarak faiz oranlarına etkisi yatırımcı için önemli etkiler oluşturur. Örneğin sermaye piyasalarının gelişmesine katkıda bulunmayan hatta borçlanma problemi ile faizlerin yükselmesine ve dışlama etkisine neden olan bir maliye politikası hisse senedine yatırım yapan bir yatırımcı için çeşitli hayal kırıklıklarına neden olabilir. Çünkü devlet tahvillerinin faiz oranı risksiz olarak kabul edildiğinden hisse senedinin risk primi söz konusu faiz oranlarının yükselmesiyle artacak ve kazanç zorlaşacaktır. Nitekim bu tür yapıya sahip ekonomilerde hem içteki yatırımcılar için hem de dıştaki yatırımcılar için devlet tahvili ya da hazine bonosu almak daha karlı hale gelecek ve pay senetlerine yatırım yapmak yerine bu tür borçlanma araçlarına yatırım yapmak daha rasyonel olacaktır.
Özellikle bu tür durumlar için yatırımcı, şirket tahlillerinde, şirketlerin elde ettiği gelirler içinde faaliyet dışı gelirlerin artması ile bu durumu kolayca analiz edebilir.
Maliye politikası ülkedeki tasarruf oranlarını doğrudan etkiler. Sermaye gelirleri üzerine konan yüksek vergi oranı ile servet oluşumunda ortaya çıkabilecek azalmalar tasarrufları caydırabilir. Hatta dışa açık ekonomilerde bu tür tasarrufların ülke dışına çıkması bile söz konusu olabilir. Bu yüzden bu tür vergi politikaları da yakın takip edilmelidir. Şüphesiz bu tür bilgileri mali müşavirler kanalıyla ya da bütçe uygulamalarıyla elde etmek mümkün olabilir. Ancak bu iki ana politikanın gerektiği biçimde değerlendirilmesi işin uzmanlarına bırakılmalıdır. Bu bilgileri elde etmenin maliyeti ise yatırımcı için bir asimetrik bilgi sorunu çerçevesinde değerlendirilmeli ve temel analizi yapan analist tarafından bu durum göz önüne alınmalıdır.

Pages: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15

Cevap yaz.

Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.


>